Homepage Product Categories Contact Us
 
Silver
Ceramics
Plain Ceramic coins
Frescoes
Heykel
Heykel Plaket
Makaleler
 
 
 
 
III. LOKMAN HEKİM TIP TARİHİ VE FOLKLORİK TIP GÜNLERİ HAKKINDA BİR DEĞERLENDİRME

22 – 24 Ekim 2003 tarihlerinde Şanlıurfa’da gerçekleştirilen III. Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Günleri 80 civarında değerli bildirinin sunumu ve yoğun etkinliklerle geçti. Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Günleri, fikir babası Ç.Ü. Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Bölümü Başkanı Prof. Dr. İlter Uzel’in önderliğinde ve Ç.Ü. Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Selim Kadıoğlu’nun organizasyonu ile, ilk olarak 1999 yılında Adana ve Tarsus’ta gerçekleştirildi. İkincisi 2001 yılında Tarsus’ta yapılan Lokman Hekim etkinliğinin üçüncüsüne Doç. Şahin Aksoy’un önderliğinde, yine Yard. Doç. Dr. Selim Kadıoğlu’nun katkıları ile Harran Üniversitesi ev sahipliği yapmıştır. Birincisinde sunulan bir bildiriye kısmen katıldığım, ikincisinde ve üçüncüsünde birer bildiri ile katılma şansı elde ettiğim Lokman Hekim etkinliklerinin her seferinde bilimsel açıdan daha da olgunlaştığını görmekten mutluluk duyuyorum. III. Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Günleri’nde bildiriler, Harran Üniversitesi’nin iki ayrı kampusünde ve Harran’daki Yatılı Bölge İlköğretim Okulu salonunda sunuldu. Bildiri sayısının çokluğu, bu güzel etkinliğe verilen değerin bir ölçütü olarak değerlendirilmelidir; özellikle etkinliğe katılanların masraflarının çoğunu kendilerinin üstlenmek zorunda olmaları göz önüne alındığında, bu daha da iyi anlaşılacaktır.


Balıklı Göl
Organizasyon:
Böyle yoğun programı olan bir sempozyumun düzenlenmesindeki zorluklar düşünüldüğünde, organizasyonun hayli başarılı olduğunu söylememiz mümkündür. Aşağıdaki saptamalar sadece bundan sonra yapılacak olanlara destek olması açısından değerlendirildiğinde değer kazanabilir.
Kayıt masası mükemmel bir şekilde çalıştı. Katılımcılara verilen çantaların içi kesinlikle katılım ücretini fazlasıyla karşılayacak nitelikteydi. Bazılarını sıralamak gerekirse;
1-Yeni Tıp Tarihi Araştırmaları- Editör Prof. Dr. Nil Sarı, İstanbul 2002.
2- Çağdaş Tıp Etiği – Editörler Prof. Dr. Ayşegül Demirhan Erdemir, Prof. Dr. Öztan Öncel, Doç. Dr. Şahin Aksoy, İstanbul 2003.
3- Türkiye Klinikleri - Tıp Etiği-Hukuku-Tarihi Dergisi, Ağustos 2003.
4- Klasik Dönem İlaç Hazırlama Yöntemleri ve Terkipleri – Hazırlayanlar Nil Sarı, Ramazan Tuğ, A. Zeki İzgöer, M. Yahya Okutan, İstanbul 2003.
Bunlara ek olarak Harran Üniversitesi ve Şanlı Urfa Turizm rehberleri, diğer kitaplarla birlikte gerçek birer hazine niteliği taşıyor. Bu nedenle çantanın ihtiva ettiği kültürel zenginlik kutlanmaya değer.

Kongre, sempozyum gibi etkinliklerin açılışında, özellikle konservatuarı bulunan bir üniversitenin kampusunda yapılıyorsa, bir müzik dinletisinin sunulması artık geleneksel bir durum oldu ve faaliyetin özüne yakıştığı da söylenebilir. Urfa’da da küçük bir oda müziği grubunun verdiği dinleti buna güzel bir örnek teşkil etmiştir.

Açılış konuşmaları öncesinde Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Günleri’nin tarihçesi ve hazırlıkların öyküsü Dr. Funda Kadıoğlu tarafından güzel bir şekilde gözler önüne serildi. Sanırım geleneksel hale getirilmesi yine çok hoş olacaktır.

Bildiriler, Şanlıurfa merkezindeki Yenişehir Yerleşkesi, merkeze 5 km mesafedeki Eyyübiye Yerleşkesi ve son olarak da Harran Yatılı Bölge İlköğretim Okulu’nun salonlarında dinleyicileri ile buluştu. Bildirilerin üç farklı yerde sunulması, sadece organizatörlerin işini zorlaştırmakla kalmadı, bildiri sunanları da etkiledi. Sanırım bütün faaliyetin, şehir merkezinden biraz uzak da olsa, Eyyübiye Yerleşkesi’nin iki güzel salonunda yapılması çok daha verimli olabilirdi. Özellikle Harran gezisinden sonra, Bölge İlköğretim Okulu’nun “Çok Amaçlı Salonu”na gelindiğinde, ne katılımcıların ne de bildirisi olanların gücü kalmıştı. Bununla beraber Harran gibi tarihsel dokusu olan bir yerde bir faaliyet yapma düşüncesi saygıdeğerdi.

Sıra Gecesi
Mezopotamya turu başlıklı gezi genel olarak iyiydi ama tur operatörleri ve rehberlerin acemiliği ve bölge tarihi konusundaki bilgi eksiklikleri dikkat çekiciydi. Grubun sevk ve idaresi konusunda pek başarılı olunamamasına teknik sorunlar da eklenince, çok daha verimli olabilecek bir geziden yeterince faydalanılamadı. Özellikle inanılmaz ve anlaşılmaz bir şekilde tüm Türkiye ve Dünya’ya tanıtılan ama Anadolu’daki yüzlerce antik yerleşim yerinden pek de fazla öneme sahip bir şey sunmayan Hasankeyf’e karanlık çöktükten sora varılması, orayı merak edenlerde gerçek bir hayal kırıklığı yarattı... Bununla beraber, bölgenin geleneksel mutfağından seçkin örneklerin ikram edildiği Mardin’deki öğle yemeği ve Diyarbakır’daki akşam yemeği sanırım katılımcıları yeterince tatmin etmiştir. Her şeye rağmen, organizasyonun oldukça başarılı olduğu söylenebilir.

Harran
Bildiriler:
Sempozyum hazırlıkları aşamasında bildiri özetlerinin istenmesi ve değerlendirmeden sonra bildirinin kabul edildiğini belirten bir yazının iletilmesi yerinde oluşturulmuş bir gelenek. Organizasyon komitesinin değerlendirmeleri sonucu birçok seçkin konuda bildirilerin sunulması mümkün olmuştur.

Tıp tarihi konusundaki bildiriler, doğal olarak tarihsel araştırma metodolojisinin önemini ortaya koyuyor. Özellikle antik çağ tarihi araştırmalarında, bildiri sahiplerinin, tarihi tıplaştırma konusunda, sınırları çok fazla zorladıklarını gözlemledim. Örneğin bir bildiride Imhotep, Mısır’ın Asklepios’u olarak tanımlanırken, bir başka bildiride Adli Tıbbın babası olarak tanımlandı. Bir konuşmacı Roma İmparatorluğu’nu veba salgınlarının yıktığını, bir diğeri ise malaryanın buna sebep olduğunu iddia etti. Halbuki Roma İmparatorluğu, herhangi bir salgın neticesinde birden yıkılmamış, bahsi geçen dönemlerden sonra yüzlerce yıl daha varlığını sürdürmüştür.

Bu konuda kimi üniversitelerden gelen ekiplerin çalışmaları, ansiklopedik araştırma açısından iyi, ama bilimsel araştırma konusunda kötü birer örnek teşkil ettiler. Bildiri sunanların bazılarının çalışmalarını büyük emekler vererek yaptıkları araştırmalara dayandırdıkları konusunda hiçbir şüphem bulunmazken, tarihsel araştırmaların, diğer bütün araştırmalarda olduğu gibi, farklı kaynaklarla desteklenmesinin öneminin göz önünde tutulması gerektiğine inanıyorum. Yani araştırma sırasında ansiklopedik bilginin ötesinde belge ve bilgilere ulaşılması gerekir. Bu konuda gösterilecek hassasiyet, tarih araştırması metodolojisi açısından, tıp tarihçilerinin kendilerine daha saygın bir yer edinmelerini sağlayacaktır.

Benzeri bir eleştiri eski Türk, Osmanlı, İslam tıbbı üzerine yapılan araştırmalar için geçerli olabilir. Tabii ki bildiri sahipleri, araştırmaları neticesinde önemli bilgilere ulaştıklarına inanıyorlar ama bir çok bildiride övülerek anlatılan kimi tarihi şahsiyetlerin neyi başarmış oldukları bir türlü anlaşılamadı. Belki bu konudaki araştırmalarda kaynak ve dil (Osmanlıca, Arapça ve Farsça) sorunu çok önemli bir engel teşkil ediyor. Öyleyse bu tür sempozyumlar, bu konudaki kaynakların araştırılması konusundaki sorunların tartışıldığı, çözümü için yollar arandığı bir vesile olarak kullanılmalıdır.

Mardin Müzesi ve Kale
Tıp Tarihi ile ilgili kitap veya çalışmaların tanıtıldığı kimi bildiriler ilgi çekiciydi ancak bildirinin bir kaç sayfa yazıyı okuyarak sunulması dinleyiciyi son derece sıkan ve yoran bir yöntem. Bu nedenle bildiri sunumunun daha çekici hale gelmesini sağlamak yapılan çalışmanın değerini de artıracaktır. Az sayıda da olsa, gerçekten konusuna hakim, detaylı ve iyi hazırlanmış bildirinin bulunması sevindiriciydi. Bu konuda Başkent Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü grubu iyi bir örnek teşkil etti. Bununla beraber, okuduklarının yarısını dahi anlamamış olmama rağmen, Kıbrıslı Mustafa Gökçeoğlu’nun davudi sesi ve teatral okuma tarzı müthiş bir canlılık taşıyordu.

Bazı bildirilerde, konuşmacılar tezlerini kimi isimlerin sözlerine dayandırarak desteklemek eğilimindeydiler ve tam burada, sanki orada bulunan herkes kendi kaynağını çok iyi tanıyormuş gibi “Russell’e göre”, “Johns’un bu konudaki görüşü” gibi havada duran ifadeler kullandılar. Tabii ki Sokrates, Homeros gibi evrensel olarak tanınan bazı isimler bunun dışında tutulacaktır ama sadece araştırmacının kendi çalışması için tarayıp bulduğu herhangi bir yazarın isminden sanki herkes onu tanıyormuş gibi bahsetmesi, bildirinin tadını kaçırıyor kanaatindeyim. Bu, maalesef sadece Lokman Hekim etkinliğinde karşılaştığımız bir durum değil ama sıkça önümüze gelen bir yanlış bildiri sunma yöntemi haline gelmekte.

Kimi bildirilerin kıyasıya eleştirilmesi, belki de sempozyumun en önemli başarısıydı. Böylece, bu tür etkinliklerin herkesin bir şeyleri gelişi güzel hazırlayıp ortaya koyacak bir yer olmadığını göstermesi açısından çok faydalı oldu. Haklı olanlar kendilerini gerektiği gibi savunmuşlardır. Umarım diğer eleştirilenler de gerekli dersleri almıştır. Bununla beraber bildiri sayısının çokluğu ve zaman darlığı nedeniyle yeterince tartışma ve etkileşim olanağının bulunduğunu söylemek mümkün değildir.

Bütün bu eleştirilerin ışığında, kimi donanımlı dostlarımızın, bundan sonra düzenlenecek ilk etkinlikten itibaren kendi donanımlarına yaraşır, örnek çalışmalarla yapacağı katkıları özlemle bekliyorum.

Sempozyumlar yapıları gereği yeni ve özgün bilimsel araştırmaların doğmasına neden oldukları için değerlidirler. Burada sunulan bildirilerin yayınlanması ve daha geniş bir alana ulaşması, herkesin takdir edeceği gibi, hayati bir önem taşımaktadır. Ekonomik zorluklar nedeniyle basılı yayının pek mümkün olmaması durumunda, her ne kadar kopyala-yapıştırcıların (internet hırsızları) işini kolaylaştıracak olsa da, bildirilerin bir üniversitenin (örneğin Çukurova Üniversitesi) temin edeceği web sitesinde yayını her açıdan bilimin gelişmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca LOKMAN HEKİM TIP TARİHİ VE FOLKLORİK TIP GÜNLERİ’nin de kendisini tanıtan bir web sitesinin bulunması, bu değerli çalışmanın dünyaya tanıtılması açısından çok faydalı olacaktır.

Son olarak, bir çok farklı bölgeden insanların bir araya gelmesine ve etkileşimine yaptığı katkı nedeniyle LOKMAN HEKİM TIP TARİHİ VE FOLKLORİK TIP GÜNLERİ tarihsel bir ödevi yerine getirmektedir. Sadece böyle bir görevi yerine getirmiş olmakla bile, bilime yaptığı katkılar yanında, övgüye değerdir.

Bekircan Tahberer
Ç.Ü. Sağlık Bilimleri Enstitüsü
Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı
Yüksek Lisans Öğrencisi